İbni Sina'dan Farabi'ye;
Selçuklulardan Osmanlılara uzanan köklü bir müzik terapi anlayışı,
fiziksel ve ruhsal hastalıkların tedavisinde başarı ile uygulanır.
Evliya Çelebi'nin "Orada öyle bir darüşşifa vardır ki; dil ile tarif
edilmez, kalem ile yazılmaz" diyerek tanımladığı hastanesi, 400 yıl
boyunca aralıksız olarak hastalara şifa dağıtır.
Edirne Darüşşifası, kuruluşunda çok yönlü bir hastanedir. İlk yıllardaki
kadrosunda 1 hekimbaşı, 2 hekim, 2 cerrah, 2 göz hekimi ve 2 eczacı
bulunur. Bu hastanede görev yapan Hekimbaşılarına vakıf bütçesinden
günde 30, diğer hekimlere ise günde 15'er akçe ödenirdi. Toplam personel
sayısı 21, hastanenin yatak sayısı ise 32'ydi.
Uzun yıllar dertlilere deva olan bu
şifa yurdu, daha sonraki yıllarda, sadece akıl ve ruh hastalarının
tedavi edildiği bir merkeze dönüşmüştür.
Bu hastanenin en büyük özelliği tedavide dönemin hekimlik bilgilerinin
yanında musiki, su sesi ve güzel kokuların kullanılmış olmasıdır.
On kişiden oluşan hanende ve sazende topluluğu, haftanın üç günü müzik
sahnesinde yerini alır, her hastalığa göre farklı makam çalıp
söylerlerdi.
Örneğin, havale ve felç rahatsızlıklarında Rast, sinirli kişilere Irak,
baş ağrısı için Rehavi, kalp hastalıkları için Zengule, zihni açıp
zekâyı arttırmak için ise İsfahan makamı çalınırdı.
Külliyenin medresesi, döneminin en önemli tıp okullarından biriydi ve
hastaneye hekim yetiştirirdi. Önem rütbesi açısından Osmanlının üst
derecesi sayılan altmışlık medreseler arasında yer alırdı. Müderris adı
verilen hocası ve yardımcısının yanında kütüphane görevlisi
ve 18 öğrencisi vardı. Hocasına günde
60, öğrencilerine ise 2 akçe ödenirdi.
Bu bölümlerdeki uygulama günümüzün eğitim ve uygulama hastanelerini
andırır. Tıp Medresesi'nde eğitim gören öğrenciler aynı zamanda
darüşşifada usta çırak ilişkisi ile eğitimlerini tamamlarlardı.
Evliya Çelebi, medrese için; "Külliyenin içinde Medresetü'l Etıbba ve
odalarında talebeler vardır ki, her biri daima Eflatun, Sokrat, Filbos,
Aristotales, Galen, Pisagor gibi alimlerden söz eden olgun tabiplerdir,
her biri bir fenne yönelip, hekimlik ilminde kıymetli kitaplara değer
vererek, âdemoğullarının derdine deva bulmaya çalışırlar." diye yazar.
Bu medresede okutulan ve birçoğu Sultan II.Bayezid tarafından bizzat
bağışlanan tıp kitapları günümüze kadar ulaşmıştır. Dönemin hekimliğini
anlatan 37 adet kitap şu an Selimiye El Yazması Eserler Kütüphanesi'nde
koruma altındadır.
TEL: 0.284. 224 09 22
e-mai: kulliye@trakya.edu.tr
web: www.trakya.edu.tr/kulliye
Açık Olduğu Gün ve Saatler: Her gün 09.00-18.00
Fotoğraf:Enver ŞENGÜL
Edirne Tarihi Yerleri 2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edirne Tarihi Yerleri 2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Ocak 2013 Cuma
Edirne Tarihi Yerleri 16
Edirne Tarihi Yerleri 15
ancak, geçmişi, aslına uygun bir
şekilde günümüze taşıyan bir müzeye dönüştürülerek tüm dünyaya
sergileyen ve bununla uluslararası önemli ödüller kazanmayı başarabilen
tek darüşşifa Edirne'deki Sultan II. Bayezid Darüşşifası'dır.
Bu noktada Trakya Üniversitesi Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık
Müzesi, çok önemli bir başarı örneği olarak hem kültür hem de tıp
tarihinde yer almış bulunmaktadır.
TARİHÇESİ
Sultan II. Bayezid Külliyesi'nin temeli 1484 yılında bizzat Sultan II.Bayezid tarafından atılmış, dönemin ekonomik ve insan gücüyle 4 yıl gibi kısa sürede bitirilerek 1488 yılında hizmete açılmıştır. Çok kubbeli grafiksel yapısı ile dikkat çeken bu binalar topluluğunun mimarı ise Hayrettin'dir. Sultan II. Bayezid Külliyesi; döneminin en önemli, sağlık, sosyal, eğitim ve dini kurumlarından biridir. Külliye; hastane, tıp medresesi, cami, misafirhane, imaret, hamam
ve köprü gibi çok sayıda birimden oluşur. Çok amaçlı düşünülen bu kompleks aynı zamanda dönemin sosyal devlet anlayışını yansıtır. Külliyenin şifahanesinde hastalara bakılmış, medresesinde öğrenciler yetiştirilmiş, camisinde ibadet edilmiş, tabhanesinde misafirler ağırlanmış, aşhanesinde ise fakir fukara doyurulmuştur. Darüşşifa, az personelle çok hizmet vermeyi amaçlayan merkezi bir hastane olması ve bu alandaki ihtiyaçlarının ayrıntılı bir şekilde düşünülerek planlanmış olması açısından dünyada ilktir, benzerleri batıda ancak 200 yıl sonra yapılmaya başlamıştır. Bu hastanede, musikinin ve su sesinin huzur verici tınıları taş duvarlarda yankılanarak şifaya dönüşür.
TARİHÇESİ
Sultan II. Bayezid Külliyesi'nin temeli 1484 yılında bizzat Sultan II.Bayezid tarafından atılmış, dönemin ekonomik ve insan gücüyle 4 yıl gibi kısa sürede bitirilerek 1488 yılında hizmete açılmıştır. Çok kubbeli grafiksel yapısı ile dikkat çeken bu binalar topluluğunun mimarı ise Hayrettin'dir. Sultan II. Bayezid Külliyesi; döneminin en önemli, sağlık, sosyal, eğitim ve dini kurumlarından biridir. Külliye; hastane, tıp medresesi, cami, misafirhane, imaret, hamam
ve köprü gibi çok sayıda birimden oluşur. Çok amaçlı düşünülen bu kompleks aynı zamanda dönemin sosyal devlet anlayışını yansıtır. Külliyenin şifahanesinde hastalara bakılmış, medresesinde öğrenciler yetiştirilmiş, camisinde ibadet edilmiş, tabhanesinde misafirler ağırlanmış, aşhanesinde ise fakir fukara doyurulmuştur. Darüşşifa, az personelle çok hizmet vermeyi amaçlayan merkezi bir hastane olması ve bu alandaki ihtiyaçlarının ayrıntılı bir şekilde düşünülerek planlanmış olması açısından dünyada ilktir, benzerleri batıda ancak 200 yıl sonra yapılmaya başlamıştır. Bu hastanede, musikinin ve su sesinin huzur verici tınıları taş duvarlarda yankılanarak şifaya dönüşür.
Edirne Tarihi Yerleri 14
olan Trakya Üniversitesi tarafından
sahiplenilmiştir
Girişimler üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü 1984 yılında külliyenin cami
hariç diğer bölümlerini Trakya Üniversitesi'ne tahsis ederek bu
yapıların kaderini değiştirecek adımların atılmasına imkân sağlamıştır.
Ama bu önemli eserin kurtarılmasına ilişkin çalışmaların tarihi çok daha
eskiye dayanmaktadır.
1970'li yıllarda dönemin Edirne Sağlık Müdürü Dr. Ratip Kazancıgil, tıp
tarihimizin bu önemli yapılarını kurtarma girişimlerini başlatmış ve bu
çabalar uzun yıllar devam etmiştir.
Trakya Üniversitesi gerekli restorasyonları tamamladıktan sonra bir süre
darüşşifa ve medreseyi bazı bölümlerinin eğitim alanı olarak
kullanmıştır. Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nden
alınan onayın ardından 23.04.1997 tarihinde külliyenin darüşşifa
bölümünde kurulan T.Ü. Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi
törenle hizmete açılmıştır.
Bu çalışmalara İstanbul Ruh Hastalarını Readaptasyon Derneği de büyük destek vermiş ve darüşşifanın yataklı tedavi bölümünü aslına uygun şekilde mankenlerle canlandırarak bu müzeye eşsiz bir katkı yapmıştır. Müzenin açılışının 11. yılında, Uluslararası Rotary 2420. Bölge Guvernörlüğü'nün katkıları ile medrese bölümü ''Tıp Medresesi'' adı ile 23.04.2008 tarihinde ziyarete açılarak, müze yeni bir bölüme daha kavuşturulmuştur. Tıp Medresesi Sağlık Müzesi'ni daha önemli bir noktaya taşımıştır. Bu çalışma ile 15.yüzyıldaki tıp medresesi ve ders ortamı mankenlerle canlandırılmış ve dönemin hekimlik eğitiminin bilinmeyen yönleri vurgulanmıştır. Bu bölümde ziyaretçiler, tıp eğitiminin tarihinde
bir zaman yolculuğuna çıkarılmaktadır. Sağlık Müzesi ismi ile kurulan ve dönemine has özelliklerle canlandırılmış olan bu müze, 1977 yılından beri verilen ve dünyanın en prestijli müzecilik ödüllerinden biri olarak kabul edilen Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülü'nü 2004 yılında kazanarak, ülkemizde bu ödülü almış iki müzeden biri olma başarısını da elde etmiştir. Osmanlı'da darüşşifa uygulamasının ayrıntılarını hikâyesi, tasarımı, kullanılışı ve işletmesi ile tüm dünyaya kanıtlamış olan Sağlık Müzesi, uluslararası alanda aldığı ödüllerle de bu başarısını sürdürmektedir. Ülkemizde birçok Selçuklu ve Osmanlı darüşşifası bir şekilde günümüze ulaşmıştır;
Bu çalışmalara İstanbul Ruh Hastalarını Readaptasyon Derneği de büyük destek vermiş ve darüşşifanın yataklı tedavi bölümünü aslına uygun şekilde mankenlerle canlandırarak bu müzeye eşsiz bir katkı yapmıştır. Müzenin açılışının 11. yılında, Uluslararası Rotary 2420. Bölge Guvernörlüğü'nün katkıları ile medrese bölümü ''Tıp Medresesi'' adı ile 23.04.2008 tarihinde ziyarete açılarak, müze yeni bir bölüme daha kavuşturulmuştur. Tıp Medresesi Sağlık Müzesi'ni daha önemli bir noktaya taşımıştır. Bu çalışma ile 15.yüzyıldaki tıp medresesi ve ders ortamı mankenlerle canlandırılmış ve dönemin hekimlik eğitiminin bilinmeyen yönleri vurgulanmıştır. Bu bölümde ziyaretçiler, tıp eğitiminin tarihinde
bir zaman yolculuğuna çıkarılmaktadır. Sağlık Müzesi ismi ile kurulan ve dönemine has özelliklerle canlandırılmış olan bu müze, 1977 yılından beri verilen ve dünyanın en prestijli müzecilik ödüllerinden biri olarak kabul edilen Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülü'nü 2004 yılında kazanarak, ülkemizde bu ödülü almış iki müzeden biri olma başarısını da elde etmiştir. Osmanlı'da darüşşifa uygulamasının ayrıntılarını hikâyesi, tasarımı, kullanılışı ve işletmesi ile tüm dünyaya kanıtlamış olan Sağlık Müzesi, uluslararası alanda aldığı ödüllerle de bu başarısını sürdürmektedir. Ülkemizde birçok Selçuklu ve Osmanlı darüşşifası bir şekilde günümüze ulaşmıştır;
Edirne Tarihi Yerleri 13
17.y.y. duvar çini parçaları ile
16.y.y.'a ait seramik tabaklar bulunmaktadır. Bunların içinde, elinde
kargı tutan yeniçeri figürlü 18.y.y.'a ait Kütahya işi tabak da yer
almaktadır. Bunun başka bir örneği Louvre Müzesi'nde bulunmaktadır.
10.Cam Eşyaları Odası : 18.y.y.'a ait kristal sürahiler,
çeşm-i bülbüller, kristal şerbet bardakları, sedef kakmalı misafir odası
takımı ve kanaviçe tekniğinde kozadan yapılmış resimlikler vardır.
11.Mutfak Eşyaları Odası: Duvarlarda çeşitli aplikler,
nazarlık için kullanılan geyik boynuzları, Edirne Sarayı'nın mutfak
eşyalarından mangallar, tencereler, semaver, fenerler ve kahve takımları
sergilenmektedir.
12.Ölçü Aletleri Odası: Mum makasları, şamdanlar, fenerler,
kaşıklar, astronomiyle ilgili yükselti tahtaları, kum saati, okka ve
arşınlar yer almaktadır. Ölçü aletleri ve Mutfak Eşyaları
Sergilenmektedir.
13,14. Ağaç İşleri Odası :
18.y.y.'a ait yazı ve para çekmeceleri, Edirnekâri yüklük, çeyiz sandıkları, sedef kakmalı yazı masası, geçme tekniğinde yapılmış şamdan altı ve Çeşitli Ahşap Eserler sergilenmektedir. 15.Barok Süslemeler Odası:Selimiye ve Üç Şerefeli Camii Restorasyonunda çıkan barok süslemeler sergilenmektedir. Galeriler: Edirne'deki cami, hamam, çeşme vb. yapılara ait yazıtlar, tamir kitabeleri, Bab'üs Saade kapısı üzerinde yer alan arma ile 19.y.y. sonuna ait Edirne evlerinin ahşap tavan göbekleri vardır. Bahçe: 15.y.y. mezarlıklarından toplanarak müzeye getirilen mezar taşı örnekleri sergilenmektedir. Ayrıca az sayıda örneği kalan yeniçeri mezar taşı örnekleri de, mezar taşı koleksiyonu içinde yer alır. Balkan Harbi'nde kullanılan yemek arabaları ile top ve gülleler de bahçede sergilenmektedir.
SULTAN II.BAYEZİD KÜLLİYESİ
SAĞLIK MÜZESİ Edirne'de bulunan Trakya Üniversitesi Sultan II.Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, son yıllarda ülkemizin en çok ilgi çeken müzelerinden biri durumuna gelmiştir. Almış olduğu uluslararası ödüllerle adını yurt içi ve yurt dışında duyuran bu müze, bir Osmanlı darüşşifasını günümüzde gerçek anlamda yaşatan tek müzedir. Bu özelliğiyle geçmişteki Selçuklu ve Osmanlı darüşşifalarının, tıp tarihimizdeki önemine ışık tutmaktadır. Çok değil, bundan 25- 30 yıl öncesine kadar mahallenin koyun ağılı olma durumundan, bugün binlerce kişinin görmeye geldiği bir müzeye dönüşmesi, darüşşifaların günümüzde de büyük bir ilgi ve merakla karşılandığının bir göstergesidir. Osmanlı'nın önemli külliyelerinden biri olan ve Sultan II.Bayezid tarafından 1488 yılında Edirne'de yaptırılan külliyenin içinde yer alan darüşşifa ve hemen bitişiğindeki tıp medresesi, tarihimizin önemli bir eğitim ve sağlık kurumu olması açısından, günümüzde bu misyonun temsilcisi
18.y.y.'a ait yazı ve para çekmeceleri, Edirnekâri yüklük, çeyiz sandıkları, sedef kakmalı yazı masası, geçme tekniğinde yapılmış şamdan altı ve Çeşitli Ahşap Eserler sergilenmektedir. 15.Barok Süslemeler Odası:Selimiye ve Üç Şerefeli Camii Restorasyonunda çıkan barok süslemeler sergilenmektedir. Galeriler: Edirne'deki cami, hamam, çeşme vb. yapılara ait yazıtlar, tamir kitabeleri, Bab'üs Saade kapısı üzerinde yer alan arma ile 19.y.y. sonuna ait Edirne evlerinin ahşap tavan göbekleri vardır. Bahçe: 15.y.y. mezarlıklarından toplanarak müzeye getirilen mezar taşı örnekleri sergilenmektedir. Ayrıca az sayıda örneği kalan yeniçeri mezar taşı örnekleri de, mezar taşı koleksiyonu içinde yer alır. Balkan Harbi'nde kullanılan yemek arabaları ile top ve gülleler de bahçede sergilenmektedir.
SULTAN II.BAYEZİD KÜLLİYESİ
SAĞLIK MÜZESİ Edirne'de bulunan Trakya Üniversitesi Sultan II.Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, son yıllarda ülkemizin en çok ilgi çeken müzelerinden biri durumuna gelmiştir. Almış olduğu uluslararası ödüllerle adını yurt içi ve yurt dışında duyuran bu müze, bir Osmanlı darüşşifasını günümüzde gerçek anlamda yaşatan tek müzedir. Bu özelliğiyle geçmişteki Selçuklu ve Osmanlı darüşşifalarının, tıp tarihimizdeki önemine ışık tutmaktadır. Çok değil, bundan 25- 30 yıl öncesine kadar mahallenin koyun ağılı olma durumundan, bugün binlerce kişinin görmeye geldiği bir müzeye dönüşmesi, darüşşifaların günümüzde de büyük bir ilgi ve merakla karşılandığının bir göstergesidir. Osmanlı'nın önemli külliyelerinden biri olan ve Sultan II.Bayezid tarafından 1488 yılında Edirne'de yaptırılan külliyenin içinde yer alan darüşşifa ve hemen bitişiğindeki tıp medresesi, tarihimizin önemli bir eğitim ve sağlık kurumu olması açısından, günümüzde bu misyonun temsilcisi
Edirne Tarihi Yerleri 12
TÜRK İSLAM ESERLERİ MÜZESİ
Selimiye Camii'nin Dar'ul Hadis Medresesi'nde yer alan müzede; 14 oda, dört galeri ile avluda sergi yapılmaktadır. 1.Kırkpınar Odası : Kırkpınar güreşlerinin ünlü başpehlivanlarının fotoğrafları ile Kırkpınar Ağası giysili ve kıspetli mankenler bulunmaktadır. 2.Tekke Eşyaları Odası : Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasıyla halkevlerine verilen çeşitli eşyalar sergilenmektedir. Duvarlarda çeşitli tekkelerden (Gülşeni, Rufai, Halveti, Sümbüli, Güreşçiler, Mevlevi vb.) gelen el yazması levhalar bulunmaktadır. Bu levhaların en eskisi 16.y.y.'da yaşamış hattat Şeyh Hamdullah'a aittir.
Cam ve niş vitrinlerde, Edirne Muradiye Mevlevihanesi'nin fotoğrafları, son şeyhi Ahmet Selahattin Efendi'nin seccadesi, ayrıca pazarcı maşası, Mevlevi sikkesi ve tespihleri, kudümler, çalpareler, ney, rebab, keskül, şifa tasları, teberler, zikr tespihleri(binlik, beşyüzlük, doksandokuzluk), zincirli topuzlar, 17-19.y.y. 'lara ait el yazması Kur'an-ı Kerimler, dua kitapları, murakka, Kur'an sureleri vardır. Sultan II. Beyazıt Külliyesinin Mumhanesinde yapılan mumlar da bu odada sergilenmektedir. 3.Çorap Odası :Prof. Dr. Özden VURAL tarafından müzemize bağışlanmış olan Anadolu'nun çeşitli yörelerinden toplanmış yün çoraplar sergilenmektedir. Üzerlerindeki çeşitli figürlerle bir çok mesaj iletilmektedir. 4.İşleme ve Yazılı Levhalar Odası : Duvarlarda kıl testeresiyle oyulmuş ağaçtan ve fildişi 19.y.y.'a ait levhalar, atlas üzerine ipekle işlenmiş levhalar, al kumaş üzerine aplike edilmiş pul koleksiyonları, vitrinler içersinde, yazı işlemeli peşkir, çevre ve örtüler vardır. Nişanlıya gönderilen bu peşkir ve çerçeveler bir tür sessiz anlaşma aracıdır, mektup görevi yaparlar,
çevrelerine beyitler işlenmiştir. 5,6. Silah Odaları : 17.y.y. sonuyla, 18.y.y.'a ait çakmaklı tüfekler, 19.y.y.'a ait süvari kılıçları, teberler, kalkanlar, arbaletler (ok atıcıları), oklar, ok kandilleri, miğfer, çakmaklı tabancalar, barutluklar, kamalar, çelik üzerine altın kaplama tezyinatlı kolçaklar, tezhipli yaylarla oklar sergilenmektedir. Niş vitrinlerde, posta çantaları, fermanlık, heybeler yer alır. 7.Balkan Harbi Odası : Balkan Harbi anısına hazırlanan bu odada Balkan Harbi'nde Edirne müdafii Şükrü Paşa'nın fotoğrafları, savaşta kullanılan kanlı sancak, Edirnelilerin savaş sırasında yedikleri süpürge tohumundan yapılmış ekmek örneği ve çeşitli alaylara ait sancaklar yer almaktadır. 8.Çini ve Seramik Odası : 18.y.y. sonuyla, 19.y.y. başına tarihlenen Çanakkale seramikleri, 15-16-17.y.y.'lara ait duvar çinileri, 18-19.y.y.'lara ait ağızlık, lüleler, porselen aşure sürahileri, 15. yy. Şahmelek Camii çinileri sergilenmektedir. 9.Sarayiçi Odası : 1971 yılında Edirne Sarayı'nda yapılan kazıda çıkan
Edirne Tarihi Yerleri 11
Birinci odanın bulunduğu yerde
yüzeyden 25-30 cm. derinlikte yer yer mezar eşyası olarak bırakılan
seramik parçalarına rastlanılmıştır. Buluntular kuzey batı yönünde
yoğunlaşmıştır ve ikinci odaya geçiş kısmının bulunduğu yerde, yüzeyden
50-60 cm. derinlikte, iki büyük tören kabı ve ağırşak insutu halde
bulunmuştur. Ortaya çıkarılan kaplardan biri Troya VII b2
tabakasındakiler gibi, büyük yumrucuklu olmak üzere, Son Tunç Çağı-İlk
Demir Çağı geçiş dönemine tarihlendirilmektedir.
MENHİR: Kelt dilinden gelme "menhir"; (men; taş - hir; uzun) anlamına
gelmektedir. 10-12 m. yüksekliğinde dev taşlardır. Menhirlerin çoğunun
mezar taşı olduğu tespit edilmiştir. Toprak sınırını belirtmek için de
kullanılmış olmaları mümkündür. Menhirler çoğunlukla uzun sıralar veya
bir daire şeklinde toplanır.
En büyüklerinin yüksekliği 24metreyi ve ağırlığı 200 tonu bulur. Genel olarak yalnız duran menhirler, bazen bir çizgi üzerinde dizilmişlerdir. Daire şeklinde toplanmış olanların dini anıt veya kurban sunakları olabileceği düşünülmektedir. Cromlech adını alan bu dizilerin yönlerinin yıldızlara göre olması nedeniyle, güneş tapınağı olması da mümkündür. Menhirlerin yıldızlarla mevcut ve ispat edilmiş olan bu ilgisinden başka, bir tanrı ve çevresindeki topluluğu temsil ettikleri de ileri sürülmüştür. Etnografya Seksiyonu : 94 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğuna başkentlik eden Edirne XVII. Yüzyılda dünyanın dördüncü büyük kenti olarak bilinmektedir. Sergilemede bu özgün kültürün yansımaları dikkat çekmektedir. Gelin ve sünnet odasında bulunan halılar, işlemeler, edirnekari yüklükler devrin sanat değeri yüksek değerli eserleridir. Hamam Köşesi, Edirne Oturma Odası Köşesi, Edirne Evleri Keten Sıva Örnekleri,
çeşitli işleme ve kıyafetler ile takılar, oyalar ve Topkapı Sarayı Müzesi tarafından hediye edilen tombak ibrikler, buhurdanlıklar, güllebdanlar dikkati çekmektedir. Balkanlara has yöresel kıyafetler kentin etnografik kimliğine ışık tutacak niteliktedir. Hat sanatının değişik örnekleriyle temsil edildiği salonda ayrıca, Ulu Önder Atatürk'ün Edirne'ye yaptığı seyahat sırasında kullandığı bazı özel eşyaları da sergilenmektedir. Edirne Müze Müdürlüğü | Arkeoloji, Etnografya, Türk İslam Eserleri Müzesi Meydan Mahallesi Kadirpaşa Mektep Sokak No:7 EDİRNE | (0284) 225 11 20 - (0284) 225 16 25 - Fax (0284) 225 57 48 | http://www.edirnemuzesi.gov.tr
En büyüklerinin yüksekliği 24metreyi ve ağırlığı 200 tonu bulur. Genel olarak yalnız duran menhirler, bazen bir çizgi üzerinde dizilmişlerdir. Daire şeklinde toplanmış olanların dini anıt veya kurban sunakları olabileceği düşünülmektedir. Cromlech adını alan bu dizilerin yönlerinin yıldızlara göre olması nedeniyle, güneş tapınağı olması da mümkündür. Menhirlerin yıldızlarla mevcut ve ispat edilmiş olan bu ilgisinden başka, bir tanrı ve çevresindeki topluluğu temsil ettikleri de ileri sürülmüştür. Etnografya Seksiyonu : 94 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğuna başkentlik eden Edirne XVII. Yüzyılda dünyanın dördüncü büyük kenti olarak bilinmektedir. Sergilemede bu özgün kültürün yansımaları dikkat çekmektedir. Gelin ve sünnet odasında bulunan halılar, işlemeler, edirnekari yüklükler devrin sanat değeri yüksek değerli eserleridir. Hamam Köşesi, Edirne Oturma Odası Köşesi, Edirne Evleri Keten Sıva Örnekleri,
çeşitli işleme ve kıyafetler ile takılar, oyalar ve Topkapı Sarayı Müzesi tarafından hediye edilen tombak ibrikler, buhurdanlıklar, güllebdanlar dikkati çekmektedir. Balkanlara has yöresel kıyafetler kentin etnografik kimliğine ışık tutacak niteliktedir. Hat sanatının değişik örnekleriyle temsil edildiği salonda ayrıca, Ulu Önder Atatürk'ün Edirne'ye yaptığı seyahat sırasında kullandığı bazı özel eşyaları da sergilenmektedir. Edirne Müze Müdürlüğü | Arkeoloji, Etnografya, Türk İslam Eserleri Müzesi Meydan Mahallesi Kadirpaşa Mektep Sokak No:7 EDİRNE | (0284) 225 11 20 - (0284) 225 16 25 - Fax (0284) 225 57 48 | http://www.edirnemuzesi.gov.tr
Edirne Tarihi Yerleri 10
Klasik-Helenistik-Roma ve Bizans
dönemlerine ait taş, bronz, pişmiş toprak ve cam eserler
sergilenmektedir. Enez Nekropolünde bulunan Güzellik ve Aşk Tanrıçası
Afrodite ait pişmiş toprak Kült Heykelcikleri ilginçtir.
Mermer heykeller ve steller arasında bölgenin yerli halkı
olan Trak'lara ait tanrılaştırılmış Trak Süvarisi tasvirli mezar
stelleri yöresel eserlerdendir.
Kapıkule ve İpsala Sınır Kapıları'ndan kaçırılmaya
çalışılırken yakalanan eserlerin çokluğu Müzenin özelliğidir ve Anadolu
Medeniyetlerinin bir çok örneği müzemizde sergilenmektedir.
Bahçede Roma dönemine ait Lahitler, Dolmen ve Menhirler,
Osmanlı Dönemine ait Mezar Taşları ile Yeniçeri Mezar Taşları
sergilenmektedir. Sultan II. Mahmud'un Yeniçeri Ocağı'nı kapattığı ve
tarihe
Vakayi Hayriye olarak geçen büyük islahattan sonra İstanbul'da bulunan Yeniçeri mezarlıkları yıktırılmış ve mezartaşları parçalanmıştır. Sadece Edirne'de bulunan birkaç mezarlık bu yıkımdan kurtulabilmiştir. Bu nedenle Müzemizde sergilenen bu mezar taşları oldukça nadir ve kıymetlidir. Bahçenin sağ tarafında, ortada M.S. 1.yy.'a ait Eroslu Mermer Sunak, bahçe duvarı boyunda Helenistik-Roma-Bizans dönemlerine ait sütun başlıkları, heykeller ve Osmanlı dönemine ait su kültürü ile ilgili Edirne'nin balıklı havuzları ve kuşlukları sergilenmektedir. DOLMEN: Dolmen kelimesi, Keltçe olup, "Tolmen" taş masa anlamına gelmektedir. Türkiye'de Trakya yöresi dolmenlerin en yoğun olarak bulunduğu bölgedir. Genel kanı, Trakya dolmenlerinin son
Tunç Çağı bitimi ile İlk Demir Çağı başlarına tarihlendiği, ancak bunlardan bazılarının kullanımının M.Ö.8-7. Yüzyıla kadar sürdüğü şeklindedir. Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve ekibinin yapmış olduğu yüzey araştırmaları sonucunda bölgede 1998 yılı itibarıyla 118 adet dolmen tespit edilerek dökümantasyonu yapılmıştır. 1. Hacılar Dolmeni: Türkiye Trakyası'nda ilk dolmen kazısı Edirne Müzesi Müdürlüğü tarafından 1983 yılında gerçekleştirilmiştir. Lalapaşa İlçesi'ne bağlı Hacılar sınır köyünde bulunan dolmen, yerel şist taşından yapılmıştır. Hacılar dolmeni birbirine geçitli iki odadan ibarettir. İkinci oda dikdörtgen, birinci ise kareye yakın bir plana sahiptir. Odaları ayıran bölümlerde, menfez veya donbaz denilen yarım daireye benzer geçitler bulunmaktadır. Birinci odanın bölmesi ve menfezinin yarısı kırıktır. Geçiş kulvarının sadece bir kanadı kalmıştır. Dolmenin çevresi iri taşlarla bir halka biçiminde çevrelenmiştir.
Vakayi Hayriye olarak geçen büyük islahattan sonra İstanbul'da bulunan Yeniçeri mezarlıkları yıktırılmış ve mezartaşları parçalanmıştır. Sadece Edirne'de bulunan birkaç mezarlık bu yıkımdan kurtulabilmiştir. Bu nedenle Müzemizde sergilenen bu mezar taşları oldukça nadir ve kıymetlidir. Bahçenin sağ tarafında, ortada M.S. 1.yy.'a ait Eroslu Mermer Sunak, bahçe duvarı boyunda Helenistik-Roma-Bizans dönemlerine ait sütun başlıkları, heykeller ve Osmanlı dönemine ait su kültürü ile ilgili Edirne'nin balıklı havuzları ve kuşlukları sergilenmektedir. DOLMEN: Dolmen kelimesi, Keltçe olup, "Tolmen" taş masa anlamına gelmektedir. Türkiye'de Trakya yöresi dolmenlerin en yoğun olarak bulunduğu bölgedir. Genel kanı, Trakya dolmenlerinin son
Tunç Çağı bitimi ile İlk Demir Çağı başlarına tarihlendiği, ancak bunlardan bazılarının kullanımının M.Ö.8-7. Yüzyıla kadar sürdüğü şeklindedir. Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve ekibinin yapmış olduğu yüzey araştırmaları sonucunda bölgede 1998 yılı itibarıyla 118 adet dolmen tespit edilerek dökümantasyonu yapılmıştır. 1. Hacılar Dolmeni: Türkiye Trakyası'nda ilk dolmen kazısı Edirne Müzesi Müdürlüğü tarafından 1983 yılında gerçekleştirilmiştir. Lalapaşa İlçesi'ne bağlı Hacılar sınır köyünde bulunan dolmen, yerel şist taşından yapılmıştır. Hacılar dolmeni birbirine geçitli iki odadan ibarettir. İkinci oda dikdörtgen, birinci ise kareye yakın bir plana sahiptir. Odaları ayıran bölümlerde, menfez veya donbaz denilen yarım daireye benzer geçitler bulunmaktadır. Birinci odanın bölmesi ve menfezinin yarısı kırıktır. Geçiş kulvarının sadece bir kanadı kalmıştır. Dolmenin çevresi iri taşlarla bir halka biçiminde çevrelenmiştir.
Edirne Tarihi Yerleri 9
Bununla birlikte sonraki yıllarda
satın alma, bağış ve kazılardan gelen eserlerle Müzedeki eserlerin
sayısının artması nedeniyle Edirne'de ihtiyaç duyulan yeni bir müze
binası 1966 yılında programa alınmıştır. Selimiye Camii civarında müze
için temin edilen arsa üzerine, Y. Mimar İhsan KIYGI tarafından
hazırlanan projeye göre yapılan müze binası, 13 Haziran 1971 yılında
"Arkeoloji ve Etnografya Müzesi" adı ile açılmıştır. Dar-ül Hadis
Medresesindeki Müzeye de "Türk İslam Eserleri Müzesi" ismi verilmiştir.
ARKEOLOJİ VE ETNOGRAFYA MÜZESİ
Arkeoloji ve Etnografya seksiyonu olmak üzere, iki seksiyondan oluşmaktadır. Arkeoloji Seksiyonu : Sergileme Paleontolojik döneme ait fosillerle başlar. Bu bölümde Edirne ve yakın çevresinde bulunan 3. Zaman sonuna ait fil, gergedan ve at türünden hayvanların defans, çene kemiği, diş ve omurlarına ait parçalar vardır. Ayrıca günümüzden
30 milyonyıl önce Miyosen Döneme tarihlenen fosiller ile diğer deniz hayvanları ve bitki fosilleri de yer almaktadır. Arkeolojik buluntular, Enez-Hocaçeşme Höyüğünde bulunan Orta Neolitik-İlk Kalkolitik döneme ait ( günümüzden 7300-7400 yıl önce ) taş, kemik ve pişmiş toprak buluntularla başlamaktadır. Müzenin bahçesinde sergilenen Hacılar Dolmeni kazısında bulunan eserler, Lalapaşa Arpalık Dolmeni ve Taşlıcabayır Tümülüsü kurtarma kazılarında bulunan törensel kaplar; M.Ö. 1400-800 yılları arası Son Tunç-Demir Çağ başlarına ait kültürün belgeleri olarak sergilenmektedir. Seksiyondaki eserlerin pek çoğu 1971-72 yıllarından beri devam eden Enez kazısı buluntularıdır.

ARKEOLOJİ VE ETNOGRAFYA MÜZESİ
Arkeoloji ve Etnografya seksiyonu olmak üzere, iki seksiyondan oluşmaktadır. Arkeoloji Seksiyonu : Sergileme Paleontolojik döneme ait fosillerle başlar. Bu bölümde Edirne ve yakın çevresinde bulunan 3. Zaman sonuna ait fil, gergedan ve at türünden hayvanların defans, çene kemiği, diş ve omurlarına ait parçalar vardır. Ayrıca günümüzden
30 milyonyıl önce Miyosen Döneme tarihlenen fosiller ile diğer deniz hayvanları ve bitki fosilleri de yer almaktadır. Arkeolojik buluntular, Enez-Hocaçeşme Höyüğünde bulunan Orta Neolitik-İlk Kalkolitik döneme ait ( günümüzden 7300-7400 yıl önce ) taş, kemik ve pişmiş toprak buluntularla başlamaktadır. Müzenin bahçesinde sergilenen Hacılar Dolmeni kazısında bulunan eserler, Lalapaşa Arpalık Dolmeni ve Taşlıcabayır Tümülüsü kurtarma kazılarında bulunan törensel kaplar; M.Ö. 1400-800 yılları arası Son Tunç-Demir Çağ başlarına ait kültürün belgeleri olarak sergilenmektedir. Seksiyondaki eserlerin pek çoğu 1971-72 yıllarından beri devam eden Enez kazısı buluntularıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız
Mutluluk Duyarız




















_800x600.jpg)
